Elle tutulur ender bilim adamlarımızdan bir tanesini daha anlatmaya başlıyoruz. Değeri bilinemeyen fizikçilerden birisi olarak kabul eder onu çoğu otorite. Adına bir bilim merkezi bile vardır: o kişi Feza Gürsey. Nobel’e aday gösterilen tek Türk fizikçimiz olmasının yanında Nobel ödüllü fizikçilerle çalışma imkânına da sahip olmuştur. (Paul, Oppenheimer, Wigner gibi önemli bilim insanlarıyla).

TÜBİTAK Bilim Ödülü, Einstein Madalyası, birçok uluslararası tanınırlığı olan üniversitelerde konuk öğretim üyeliği gibi birçok onuru geçmişinde barındıran bir fizikçi olan Gürsey, 1921’de dünyaya gelmiştir. Lise yıllarında hocalarının dikkatini çekerken fizik okumayı o zamanlarda kafasına koymuştur. İstanbul Üniversitesi’ni birincilikle bitirme şerefine nail olan Gürsey, doktora çalışmalarını yapmak üzere MEB’in yaptığı sınavı kazanarak Imperial College’a gitmeye hak kazanmıştır.

ABD’de çeşitli üniversiteler bünyesinde hızlandırıcı laboratuvarında çalışma şansına erişen Gürsey, önemli fizikçilerle kontağını bu dönemlerde kurmaya başlamıştır. Çeşitli makaleler yayınlarken (döneminin en çok atıf-alıntı yapılan bilim adamlarından da birisidir) artık bu çevrede de adını duyurmayı başarmıştır.

1961 yılında Türkiye’ye dönen Gürsey, ODTÜ Teorik Fizik Bölümü’nde profesör olarak çalışmıştır. Bu dönem içinde Türkiye’de teorik fizik alanında yapılan çalışmaları canlandırmaya çalışmıştır. Birçok yabancı üniversiteden ünlü fizikçileri üniversiteye davet ederek konferanslar düzenlenmesine ön ayak olmuştur. Yale Üniversitesi’nin teklifini kabul ettikten sonra lineer olmayan kiral modeller, konform simetri ve genel görelilik üzerinde çalışmalarını sürdürmüştür. 1977’de temel parçacık fiziğine yaptığı katkılardan dolayı Sheldon Glashow ile birlikte Oppenheimer Ödülü’nü aldı. Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 13 Nisan 1992’de Yale Üniversitesi’nin hastanesinde vefat etmiştir.